AKORD 

 Müzik enstrümanları bozuk akortla da çalınır mı?  Çalınır.  Kulağa hoş gelmez ama sonuçta çalınır.

Ancak, tasavvuf sohbetleri bozuk akort ile olmaz.  Bu sohbetlerde ve yazılarda, bizler katılımcıları gere, gere akort etmeye çalışırız.  Beden enstrümanının akordu ile ruhun rezonansı dengede dursa, fena mı olur?  Bizlerin vücudunda, rahmaniyet ve dünya, birleşmiştir.


DOST 

Allah’ın yolunda olanla dosta olan, Allah’la dost olur…

‘İhlâs suresi’, ‘ihlâs’tan yani ‘içtenlikten gelir.  Şirk, nifak, gösteriş gibi şaibelerden uzak durmak; söz, fiil ve davranışlarda samimi olmaktır.  Fatiha suresi ise, ‘fethetmek’ kelimesinden gelir.  Zuhurat, varlığın fetheder.

Ehl-i tasavvuf, ihlâs sahibidir.  Allah’ın neden bu âlemi yarattığını, fethedilen kulun ne olduğunu, O’nun esmasından zat-ı müsemmasına erişmesini-erişmeyi düşünür.  Allah sevgisidir kalbindeki, başka bir sevgi taşıyamaz.

Gözün merkezi, kulağın merkezi, kokunun, tat almanın, temasın merkezi neresidir?

Bu saydıklarımızın hepsi birdir, aynîdir.

Yeri kalptir.

Ve ‘’yere göğe sığmayan’’ da oradadır.

Bu kesretten maksat, tevhittir; yani ahettir.  Sensin yarabbi vücuttan maksat… Zativacibul vücuttur, insanlar arasında. O insan ışıktır, nurdur.  O hali Allah’tandır.

Doğrusu, ben o ehl-i tasavvuf ile tanışmak isterdim…


HUŞU

Huşu anı; cümle varlığın ve kendi öz varlığının Allah varlığından ibaret olduğunu idrak etmek, dolayısı ile O’na sığınmak ve bu halet-i ruhiyede olmaktır.

Yani, gönülden, şüphesiz Allah ile olmak, huşu andırıd. Aslı kalpte, tezahürü bedendedir; huşu anında, organlar da sakin ve huzur içinde olurlar.


CAN

Aslında can birdir.  Hangi hal ve şekil içinde olursa olsun; arzusu, isteği, küsmesi; yemesi, dinlenmesi, ihtiyaçları aynıdır.  Bir karıncadaki can neyse, bir insandaki de odur.   Yüce varlık insan, kainattaki tüm diğer canlıların özelliklerini kendinde barındırır…  Karıncanın çalışkanlığı, tilkinin kurnazlığı, kedinin mağrurluğu… Yani insan, tüm canlı varlıkların bütünüdür…  Ama yine de, can birdir.

Tezahürü de birdir.

 

NİYET

Niyet hayırlı olursa, akibet de hayırlı olur. İnsanoğlu, niyetle inat olmamalı; yumuşak ve çırak olmalıdır…

 

ADALET

Bu alemde, adalet-i ilahi geçerli mi?

Geçerli…

Peki, biri hasta, biri zayıf, biri mıymıntı, bir güçlü…  Bu nasıl oluyor?

Bu aleme, ihtiyaçlarımız nispetinde geliriz…

Allah adil midir?

Evet.

Mülk kimin?

Allah’ın…

Müstahaktır…


SIHHAT

Sıhhatli yaşamak, hayatın esasıdır. Zengin olmak, mevki sahibi olmak, profesör olmak ve benzeri durumlar hiç önemli değildir; sıhhatsizken, bunların manâsı yoktur, zira…

Sıhhatli yaşamanın yöntemlerini öğretmek varken, bunu öğrenmeye hiç ehemmiyet vermeden; sıhhate ve saadete hiç faydası olmayan şeyler öğrenmek için zaman harcamak,  yanlış düşünmeye şartlanmışlıktan gelmez mi?

 

KADIN-ERKEK

 

Evde kraliçe olmak istiyorsan, eşini kral diye kabul et, öyle bak…

Bütün dünya sistemi dişi-erkek münasebeti üzerinedir.  Böyle olduğu halde, her anlamda bu gösterildiği ve ispatlı olduğu halde; Allah ‘dünyanın kuralı bu’ dediği halde, Hz İsa nereden oldu?

İnsanoğlu ne kadar da yakıştırıcıdır…

 

YALAN

Dünya, yalan üzerinedir.  Bir günü bir gününe uyar mı?  Bir iyidir, bir kötüdür.  Bir hastadır, bir afiyetli…

Bu düzen, yalan dolan düzeni midir?

Elbette yalandır…  Bir Hak varlığın yanında, ne yalan olmaz ki?  Onun karşısında her şey fanidir.  Bu fani varlık, O’nun yanında ‘Ben varım’ diyemez.  Ancak, ‘Ben yokum’ diyebilir.

 

GÜL VE DİKEN

Dünya, dikenlidir.  Tıpkı gül gibi.

İyi toprakla, suyla ve aydınlıkla gül; güzel koku veren bir çiçek olur.  Ama özünde, güldür.  Dikeni vardır.

Gülü istiyorsan dikenine katlanacaksın.

Dikene rağmen gülü ister misin?  Diken olduğu için mi istersin?  Yoksa dikeni var diye istemez misin?