İnsan dedikodu eder. Dolayısı ile sevabı kaybeder. Dedikodusunu yaptığı kimselerde, var olan güzellikleri görmez. Yalnız çirkinlikleri görür. Ne fena görüş, ne fena marazdır bu!

İnsan yüce yaratıldığı halde, kusursuz değildir, mahlûktur. Mahlûk; Halîk’ in gölgesidir, suretidir. Suret asla asıl olamaz, aslı da ifade edemez!

Arifler, her bir ismin kendinde açığa çıkan hali şuurlu olarak gören ve bilendir. Değişiklik içinde değişmeyen, aynı kalanı idrak eden, tek kâmil, yine ariflerdir. Onlar Hakk’a ulaşmışlardır. Ulaşamayan beşer, her an yaratılıştadır.

Herkes, nefsi geride aşkı önde olarak hal kapısından, bizzat kendi geçer. Bizden istenen; nefsi, öfkeyi, kini ve kibri yenmektir, yok etmek değil.

Aşkı, sevgiyi, yüceliği önde tutanlar; aklını hırstan, aşkını nefsinden, erdemini kibirden, ruhunu bedeninden önde tutabilenler, gerçek birlik kapısından geçebilirler.

Allah yarattığına karşı, zatı ile Rahmandır; fiili itibarı ile Rahimdir ve onları bilinçli kılar.

Ciddiyet, samimiyet, doğruluk ve merhametli olmak, bence din olmalıdır. Arifin dini budur.

Yegâne ilâh, Allah’tır. Allah yegâne Allah’tır. Mahlûk’ u ilâh görmek, şirktir. Mahlûk, ilâh olamaz. Mahlûk cürmünü, haddini bilmelidir.

Allah’ı, esması üzerine biliriz. Salih amelle biliriz ve dua ile biliriz. Eserden müessise, mahlûktan Halîk’ e yani bizden Halîk’e. Biz mahlukuz, Halîk, Halîk’tir.

Allah’ın dediği olur. Allah’ın istediği muhakkak lütuftur, ihsandır, ikramdır. Kulun istediği yanlıştır, eksiktir, cahilânedir, hatta bazen zalimanedir. Haliniz, isteğinizin neticesidir.

 

Özledim, sanki yıllarca seni bekledim.

Hasretim, yıllarca sana hasretim.

Günlerim ay oldu, aylarım yıl oldu.

Gözlerim gözlerinde, senin oldu.

Senle baktı, seni gördü.

 

Ben başta insanları, sonra her şeyi benim için yarattım. Bir anda bin şendeyim. Onları severim. Onlar da, beni anladıkları kadar sevebilirler. Aşuk maşuk, sevgi sevgili, aynı şekilde ifade edilir, aslı birdir.

Senin ayıplarını araştıran kötü insanlarla, arkadaş olma! Nice kimse vardır ki, başına gelen bir hale sevinir. Halbuki o hal, onun helakine sebep olur. Nice kimsenin başına gelen bela, onun dünyasının düzelmesine, bazı isteklerinin eline geçmesine sebep olur. Öyle ise kula düşen vazife, ancak takdir-i ilahiye razı olmaktır.

Allah’ ın kendini mahlukattan gizlemiş olduğunu görerek, ehli hal de, veliler, mürşitler de kendilerini halkdan gizlemişlerdir. Melamiler de böyledir. Zahitlerin zühtü bu çabayla edinilmektedir. Dolayısıyla da züht; gayreti dünyanın zahitin yüzünde hala belli bir değeri olduğunu delalet eder.

Görüş ve görünüş esmadır. Ehli hal olanlar, esmadan müsemmayı görürler. O şey, hangi ismi taşıyor olursa olsun sadece aynı müsemmayı görmektedirler. Batında da, zahirde de, zatından başka bir şey kalmayacaktır.

O insan artık, Allah’ ın isimlerinin, esmaların  müşahadesinde; fena, mahfiyet bulmuştur. Ne olduğunu bile bilmemektedir. Kul bütün sıfatlarından soyunduğunda,  artık geride sıfatsız ve isimsiz, zatından başka bir şey kalmayacaktır. Ve böylece;; mukarrebunlar, yakinler arasına dahil olmuştur. Onda ve onunla tecelli eden Allah’ tır.

Allah’ ın,  onun gözü kulağı olurum demesi; o benim dilediğimi diler, benim istediğim gibi davranır, ama bunun Allah’ ın dileği olduğunu bilmez demektir. İnsanın vatanı kulluğudur. Bu vatanı terk eden Allah’ ın sıfatları ile sıfatlanamaz. Allah’ ın sıfatları ile sıfatlanıp ünsiyet eden, ancak Enel Hak diyebilir. Mekanı ve zamanı yaratan, mekana ve zamana sığmaz. O, yarattığı her gözden görür. Mahluk, yaratık onu göremez.

Mekanı yön, makamı yön; bulunduğu, ayağın bastığı yöndür. Allah mekanı değil, makamı yöndedir. Ala’dır. Ala, Esved; üsttür. Üst’ ün bittiği yerde, alt başlar.  Yön sınırlıdır. Allah’ ta yön yoktur, o sınırsızdır. Onun için ona böyle de söylemez. Ona sınırlı, sınırsız söylemez. O zatı vacib- ül vücuttur. Mahluka söylenir. Nefsine değil, vicdanına danış. Bağış istiyorsan, bağışla. Kamil kişinin affı, aftır. Musamahakar ol. Kul olma, Allah’a itaattır.